Kayıtlar

Okuma Alışkanlığı Kazanmak

Resim
Kitap okumaya herkes gibi okuma yazma öğrendiğim yaşlarda başladım. Çok şanslıyım ki düzenli okuma alışkanlığını da aynı yıllarda kazandım. Etrafımda kitap okumak adına örnek alacağım çok kişi vardı ve bu alışkanlığı kazanmam çok da zor olmadı.

    Elbette herkes benim kadar şanslı olmayabilir. Kitap okumanın önemini geç yaşlarda fark etmiş olabilirsiniz ya da çok küçük yaşlarda ağır klasikleri burnumuza dayayan öğretmenlerimizin hatalı davranışları hevesinizi kırmış olabilir. Belki de çok okuyordunuz ama okul, iş, belki çocuklarınız hayatınıza taht kurup okumalarınızı aksatınca geri dönememiş olabilirsiniz.

    Ben de şimdi bu zamana kadar edindiğim deneyimlerden yola çıkarak ufak tefek önerilerde bulunacağım size. Faydalı olabilirsem ne mutlu.


1.LİSTE YAPMAK

Okumak istediğiniz kitapların listesini yaparak başlayabilirsiniz. Bu listenin gerçekçi bir liste olması çok önemli. Yıllık, aylık ya da haftalık olarak yapabilirsiniz.
Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için yeni adımlar atıy…

Sütlaç

Resim
Çocukluğunu her gününde yeniden yaşayan, tarçın kokulu koşuşturmacalarla büyüyen,  hala çocuk kalmayı başarabilen herkese ...



    anneanneme yakın olsun diye
    bulup buluşturduğumuz bir ev vardı,
    giriş kat.
    mutfak penceresi demir parmaklıydı.
    annem iş yaparken ben de pencereye otururdum
    hoop sallandırırdım ayaklarımı pencereden.
    sonra başlardım bakınmaya.
    karşı komşumuz Çiğdem Abla vardı
    pencereye çıksa da laflasam diye .
    ne konuşurdum acaba ah bir hatırlasam !
    sütçümüz vardı bir de:
    sütçü Memet Amca.
    sabahları kapıya gelirdi: “süüüüttttt !”
    annemle koşardım ben de kapıya
    yapışırdım bacağına.
    sütün tencereye dökülüşünü izlemek bile ne büyük heyecan !
    Memet Amcanın sütü getirdiği ölçüden anlardım her şeyi.
    süt büyük kapta geldiyse sütlaç günü !
    bizim Memet Amcanın ineklerine ne oldu bilmiyorum
    ama bizim evde süt fazla alınınca durum hep aynı.

Bulantı

Resim
“Bir şey, sona ermek için başlamıştır. Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.” diyor Sartre. Bilemiyorum... Sahiden de öyle midir acaba ? Serüven ne ola ki o halde ? Onu da söylemiş Sartre : “ Yanlış trene binmek. Bilmedik bir kentte inmek. Cüzdanımı kaybetmek, yanlışlıkla tutuklanıp geceyi içerde geçirmek. Bence serüven, ille de olağanüstü olması gerekmeyen, ama olağanın dışına çıkan bir olay diye tanımlanabilir efendim.” ... Size bir şey sormak isterdim, efendim." "Nedir ?" Kızarıyor ve gülümsüyor: "Belki de yersiz kaçar." "Sorun canım." “Başınızdan çok serüven geçti mi efendim ?”


    Kitabı ilk okumaya başladığımdan beri sürekli olarak çok zor bir kitap, ben de okumak istiyorum ama nereden başlasam bilemiyorum ya da okudum fakat anlayamadım gibi cümlelerle karşılaştım. Bunlardan yola çıkarak da kitabı yorumlayıp geçmek değil daha derinlere inerek kitabı okumak isteyenlere bir bakış açısı geliştirmeye çalışmak istiyorum. 
    Kitap yorumunu yapm…

Varoluşçuluk

Resim
"İnsan, varoluşu özünden önce gelen bir varlıktır;
çeşitli koşullar içinde özgürlüğünü istemeden yaşayamayan özgür bir varlıktır."



   Bugün sizinle paylaşıyor olduğum kitap ilgili kimselerce bilinen “ Existentialisme est un Humanisme ( Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır)” eseri.
Kitabın Önsöz'ünde belirtildiğine göre; Sartre, varoluşçuluğun ‘insancılık’ olduğunu göstermekten çok, ne olduğunu açıklamaya ve savunmaya çalışmış bu eserde. Bundan ötürü, eseri ‘Varoluşçuluk’ diye çevirmeyi uygun bulmuşlar. İlk bölüm Sartre’ın yöneltilen çoklu eleştiriler sonrasındaki yanıtlarından oluşuyor. Sonrasında da Pierre Naville ile bir tartışmasına yer verilmiş. Diğer iki bölüm de varoluşçuluğun daha iyi anlaşılmasına dair çevirilerden oluşuyor.

    Ben Sartre'ın üzerinde en çok konuşulan romanı olan Bulantı'yı okumaya başlamadan önce biraz yardımı olacağını düşünerek okudum bu kitabı. Eğer sizin de böyle bir planınız varsa ya da Sartre'ın Varoluşçuluk'unu merak ediyorsanız …

Geçmiş Şimdi Gelecek

Resim
"Bugün ne oldu biliyor musun? Sensiz geçen beş aydan sonra ilk kez güldüm. Güldüm dediğim şey de, dudağımın ucunda tomurcuklanan miniminnacık bir gülücük. Ama, iç denizlerimi o anda nasıl dalgalandırdı bir bilsen..."


    Hasan Ali Toptaş, romanlarıyla tanıdığım ve çok sevdiğim bir yazar. Bununla birlikte öykü kitaplarını da severek okuyorum. Hatta Hasan Ali Toptaş ile tanışmak isteyip de romanlarını ağır bulanlar için öykü kitapları iyi bir alternatif olabilir diye düşünüyorum.
Kitap üç bölümden oluşuyor. Bu üç bölüm de kendi içinde öykülere ayrılmış. Bu öyküler de o bölüm başlıklarından sanki birer iz taşıyor.
    İlk Bölüm "Bir Gülüşün Kimliği" Aynı zamanda bu bölümle aynı adı taşıyan bir öykü de yer almakta. Kitabın ödüllü öyküsü (Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi 1992 İlkbahar Öykü-Şiir Ödülleri Öykü Birincisi) her ne kadar Ölü Zaman Gezginleri olsa da benim içlerinde en sevdiğim öykü Bir Gülüşün Kimliği oldu.
Aslında Hasan Ali Toptaş'ın yazım ta…

Kendime Not

Resim
Uzun bir aradan sonra merhaba ! Bugün Elif Okan Gezmiş'in "Bir Çeviri Uğraşı Olarak Terapi" adlı konferansına katıldım. Öncelikle çok sevdiğimi belirtip dinlediklerimden beni etkileyenleri, kendi hayatımda etkisi olabileceğini düşündüğüm şeyleri; başta kendim sonra da sizin için; not bırakmak istedim. Kendimi kötü hissettiğimde bu durumla baş edebileceğim tavsiyelere ihtiyacım oluyor . Eminim sizin de oluyordur.
    Bugün başarılı bir terapist aynı zamanda iyi bir çevirmenin deneyimlerini, tavsiyelerini dinledim ve benim için çok daha fazlasını beraberinde getirdi.
Bunlardan ilki "Duyguyu İsimlendirmek" :
    Hepimiz düşünen, anılar biriktiren, hedefler koyan; günün sonunda bize kalan duygularla yaşamaya bir şekilde devam etmeye çalışan varlıklarız. Bugün Elif Okan Gezmiş'in küçücük örnekleri bile kendimde çoğu şeyi fark etmeme sebep oldu. Bazen kendimi yaşadığım şeylerden dolayı sıkışmış hissetmemin sebebine giden yolun kapısı çalındı. Belki aranızda b…

Günaydın

Resim
Sabahları sever misiniz ?  Ben en çok sabahları mutlu olurum.
Kimi insanlar uyanmanın derdinden, yatağın çekiciliğinden bahseder durur. Bense tam tersi, sabah uyanmanın dayanılmaz güzelliğine kapılıveririm.

    Zaten sabahın ilk saatlerinde dünyaya gelmek istemişim. Ama düşünceli annem doktora ayıp olur bu saatte diye evde sancı içinde bakleyip beni öğlen 2'de dünyaya getirmeyi tercih etmiş.
Neyse... Ne diyordum ?

    Sabahların kendine has bir kokusu vardır: Tertemiz. Gece bütün hüzünleri çekmiştir içine ve sabaha yalnızca yeni bir başlangıç bırakmıştır.
    Sabah saatlerini en çok Ankara'da sevdim ben. Evet, o ayazda geçen sabahları. Yola koyulup yürümeye başladığında kuş seslerini duyarsın önce. Sadece onlar konuşur. Sonra yeni açılan dükkanları görürsün, o dükkanlarla açılan umut kapılarını... Çocukların okula gidişinde anne sözünün kırıntılarını görürsün: "dikkatli git !" Biraz daha ilerleyince asık suratlı otobüs durağının memur kuyruğunu görürsün ve son z…